28 Nisan 2016 Perşembe

elimden geldiğince kelimelere saklıyorum yalnızlığımı, acizliğimi, kabuslarımı...

Yazmaya başlayıp tekrar silmek var ya... İşte en çok canımı sıkan da bu. Önceden belirlediğimiz, kafamızda onlarca kez tekrar ettiğimiz satırları yazmaya cesartet ettiğimiz an bütün kelimeleri unuturuz. Aslında cümlelerimizin saf suygulardan ibaret olduğunu anlarız. Sürekli yazar sonra tekrar sileriz inatla. Çünkü yazdığımız her kelime aslında düşüncelerimizi karşılayamazmış gibi gelir bize...
Az önce tekrar yazıp sildiğim yazıları gökyüzüme fırlattım. Anlatamadığım, söyleyemediğim her kelimenin yıldız olarak süslediği gökyüzü. Ben düşlerime yalnızlığımı fısıldarken kelimelerle değil, gülümsemelerimi harf yerine kullanıyordum. Gülümsemelerin başına getirdiğim burukluklar noktalama işaretlerimdi. Bazen de gözyaşlarım kelimelere dönüşebiliyordu aniden. Şimdi yazdığım her kelimeyi silmek istiyorum ve yeniden, yeniden yazmak. Parmaklarım klavyenin üzerinde gezinirken bir anda durakladım. Bilemiyorum ne yaptığımı. Sadece gözlerimi kapatıp elimden geldiğince kelimelere saklıyorum yalnızlığımı, acizliğimi, kabuslarımı...

21 Nisan 2016 Perşembe

Belki de sadece küçükken izlediğim çizgifilmlerin kırıntılarıdır geçmişi geleceğe kabus yapan



Yine gözlerimden uyku akarken uyumaya çalışıyorum. Ama gözlerimi her kapadığımda kirpiklerim diken oluveriyor. Ama o dikenler tenimi, gözlerimi değil zihnimi acıtıyor. Artık geceleri, eskiden özendiğim dizilerdeki gibi sıçrayarak uyanıyorum. Zinim her gece bana açlık oyunlarını oynatırken bi an pes ediyorum. İşte o an uyanıyrum ama bu tekrar uykuya dönüp yeniden kabuslar görmemi sağlıyor sadece. Zihnim bile bana düşman olmuşken etrafımdaki insanlara bakıyorum. Gerçekten gözlerimin ardındaki kabusları dindirmek için mi yoksa bana kabus olmak mı amaçları? Bilmiyorum... Ve sanırım bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Çünkü eğer öğrenirsem hayat bana yeni yalancılar, yeni dikenler yollayacak. Belki de uykumu kaçıran da bir gün gerçekleri öğrenebilme ihtimalimdir... Belki de sadece küçükken izlediğim çizgifilmlerin kırıntılarıdır geçmişi geleceğe kabus yapan
.



19 Nisan 2016 Salı

Her seferinde farklı bir ben buldum mürekkep taşan boşluklarda



Oysa şiir gibiydi yalnızlık. Ben yazacağım kalemin mürekkebini hayallerimle doldururken, bulduğum her kelimede kendimi keşfediyorum. Yazmak iyi geliyor bana... Okuyanların benim kim olduğumu bilmeden belki de bu satırlarda kendilerinden bir parça bulacağını bilmek iyi hissettiriyor. Kaçmaya çalıştım kendimce gerçeklerden, ama arkamda izler de bıraktım bir çift gözün beni anlaması umuduyla. Ama hayat kitaplardaki gibi basit değil, o kadar hızlı geçmiyor zaman. Benim kitabım dört asır önce başladı... Kitabımı tamamlayamadım, çünkü her satırda boğazımdaki düğüm üç nokta olarak düştü satırlara. Ben o noktaların devamını diğer satırlarda gizledim. Okuduğum her seferde farklı bir ben buldum satırların arasındaki mürekkep taşan boşluklarda...

Ben su içmeyi bıraktım. Artık her ağzım yandığında bir yudum daha sıcak çay içiyorum



Bazen hiçbir neden yokken daralır kalbimiz.nefes almaya çalıştıkça daha da boğuluruz.Aldığımız her nefes yeni bir yüktür bizim için...Belki de kalbimiz bize yıllardır kendimize bile söyleyemediğimiz gerçekleri haykırıyordur o an...
Yazdığım her harf ağzım yandığında hemen içtiğim soğuk su gibi.suyu her içtiğimde ferahlıyorum, tamam geçti artık diyorum ama her seferinde suya daha fazla muhtaç oluyorum.Çünkü her seferinde dilim daha çok yanıyor. Ben su içmeyi 4 yıl önce bıraktım. Artık her ağzım yandığında bir yudum daha sıcak çay içiyorum. Ben artık alıştım canımın yanmasına. Sadece acımı taze tutmaya çalışıyorum. Eğer acımı unutursam o an tüm bedenimi bir umutsuzluk ve karanlık kaplayacak. İşte o an nefes alacam ama aldığım her nefes ciğerlerime değil zihnimin derinliklerine girip kaybolacak. Kardelik gibi bütün hyallerimi içine cekecek karanlık... Sonra ne mi olur? Bilmem. Bekli... Belki hiçbir şey olaz. O olmaz. Ben olmam. Belki de kedistanımda kaybolurum, anılarım bile beni bulamaz







Posted via Blogaway